İnsan bazen kalabalıkların içinde bile kendini yalnız hisseder. İçinde anlatamadığı kırgınlıklar, kimseye açamadığı korkular ve sustuğu cümleler birikir. İşte tam o anlarda insanın dilinden sessizce bir dua dökülür. Çünkü dua, yalnızca bir şey istemek değildir; insanın kalbini Allah’a açmasıdır.
Dua ederken insan aslında kendi acizliğini kabul eder. Her şeye gücünün yetmediğini, bazı kapıları ancak Allah’ın açabileceğini anlar. Bu yüzden dua eden insanın içinde görünmeyen bir huzur oluşur. Çünkü bilir ki onu işiten biri vardır. Belki istediği hemen olmaz, belki gecikir ama yine de dua eden insan umudunu kaybetmez.
Bazen bir annenin evladı için ettiği dua olur bu… Bazen gece yatağa başını koyan bir gencin geleceği için ettiği sessiz bir yakarış… Bazen de kalbi kırılmış bir insanın sadece “Allah’ım içimi ferahlat” demesi… Her duanın içinde samimiyet vardır. Gösterişsiz, sessiz ama derin bir samimiyet…
Dua insanı değiştirir. Sabretmeyi öğretir, beklemeyi öğretir, teslim olmayı öğretir. İnsan dua ettikçe yalnız olmadığını hisseder. En zor günlerde bile kalbin içinde küçücük bir umut ışığı yanmaya devam eder. Çünkü Allah’a inanmak, karanlığın içinde bile bir çıkış olduğuna inanmaktır.
Kimi zaman insan istediği şeyi değil, kendisi için hayırlı olanı yaşar. Sonradan dönüp baktığında “İyi ki olmamış” dediği çok şey olur. İşte o zaman duaların yalnızca istek değil, aynı zamanda bir teslimiyet olduğunu anlar. İnsan her şeyi göremez ama Allah kulunun önündeki yolu en iyi bilendir.
Belki de bu yüzden dualar, insanın dünyadaki en saf cümleleridir. İçten gelen bir “Allah’ım yardım et” sözü bile bazen insanın yükünü hafifletmeye yeter. Çünkü dua, kalbin Allah’a dokunduğu en güzel yerdir.





